Ana Sayfa Gözyaşı FM Haberler Gözyaşı Geceleri Multimedya Gözyaşı Turizm Hakkımızda Sanal Alem
     
Giriş





 

 

EN TATLI MEYVE

Evin hanımefendisi beş çocuğu ile evin işlerine anca yetişebiliyor, bir yandan da apartmanlarda kapıcıların yaktığı kalorifer kazanını da, beyi sürekli dışarılarda olduğu için kendisi yakıyordu. Yine yorgun bir günüydü. Kapı çaldı. Gece gündüz başından hiç ayırmadığı, onur saydığı, onu bırakırsa sanki tüm vakarını bırakacakmış gibi titrediği örtüsünü düzeltti ve kapıya yöneldi. Bahçe kapısına kadar gitti ve kapısını çalan tanımadığı bayana “buyurun” dedi. Kadın hiç çekinmeden ve sanki sıradan bir cümle kurar gibi gayet rahat bir eda ile sordu;
– Haşim hocanın ikinci hanımı nerde oturuyor? !...
Alışmıştı bu tip kendini bilmezlere. Ama bu kadar da olmazdı ki. Deli midir nedir? Dedi içinden. Ne desindi şimdi!... Oysa kendini hizmete adamış eşi kurduğu radyodan tüm cihana ilan etmişti. “sen hayattayken değil üstüne evlenmek, eğer sen benden önce ölürsen bilesin ki ölene dek senden gayrısı olmayacak”
Kadın gitti ama bir gönül yıkarak gitti. Eşine güveni olmasaydı evi de yıkılacaktı. Bu kadar merhametsiz, insafsız ve vicdansız bir toplumda hizmet edebilmek, ayakta durabilmek gerçekten zordu. Bu toplumun düzelmesi için gerçekten çok çalışılmalıydı.
O gün içine atarak akşamı etti. Eşinin çok sevdiği kuru fasülyeyi pişirmişti yine. Akşam beyine gündüz olanı anlatınca birlikte üzüldüler. Bu kaçıncı idi. Dedikoducuların elinden çekmedikleri kalmamıştı.
Hemen unutuverdiler olanı. Çünkü çok önemli bir iş vardı. Hanımefendi yemek sonrasında bir yandan çayı getirirken bir yandan da gündüz okuduğu kitaptan çok hoşuna giden konuları ve cümleleri aktarıyordu. Beyi konuşurken bir yerde “dur” dedi. Burayı bir daha söylesene. Hanımefendi, içine işleyen çok beğendiği konuyu tekrar söyledi. Beyi “evet” dedi. “işte yeni programın konusu” diye heyecanlandı. Hanımefendi, üstad Bediüzzaman’ın risalelerini çok iyi biliyordu. Beyi de Mevlânâ’yı biliyordu. İkisi birleşince müthiş mesajlar çıkıyordu.
İşte bir Gözyaşı Geceleri’nin bir yeni programı daha sahnelenecek ve insanların yüreklerine Hak ve Habibi’nin aşkı aktarılacaktı.
Hanımefendi tohum mesabesinde konular buluyor, beyi de o konuları nakış nakış birikimi ile birleştirip işliyordu.
Hanımefendi yeni bir programın konusunun heyecanıyla dedi ki;
– Hatırlıyor musun rüyanı?
– Hangisi? Diye sordu. Çünkü gerçekten çok rüya görmüştü bu tebliğ hizmetiyle ilgili.
– İlk evliliğimizdekini.
– Evet, hatırladım, ama anlayamadım! Bununla alakasını.
– O tatlı meyve Gözyaşı Geceleri olmasın.
– Gerçekten, dedi beyi. Ve o güne gitti ister istemez.
Eşi memleketinden bin kilometre uzaklıkta bir şehirdendi. Bu yüzden nişan yüzüğü takmaya gittiklerinde misafir olabilecekleri bir akrabaları olmadığı için kız evinin de isteğiyle kız evinde kalmışlardı. Damad adayına dış kapının yanındaki oda verilmişti ve tek başına orada yatacaktı. O Anadolu insanının misafirperverliği ile hazırlanmış işlemeli yatak ve yorgan öyle düzenli ve temizdi ki. Yatağa hiç girmedi. Uyuyamadı. Biraz utandı. Bin Kevser Sûresi okuyan Peygamberimizi rüyasında görür diye nerede okuduğunu tam hatırlayamadığı bir şeyi yapmaya karar verdi. Elinde tesbih, dilinde Kevser Sûresi... Yatağın kenarında uyuyakalmıştı… Kevser Sûresini kaç kere okumuştu hatırlayamadı bile… Gerçekten de Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem rüyasına gelmiş ve şöyle demişti “Bu evlilik çok tatlı bir meyve olacak”
Gerçekten de Gözyaşı Geceleri hayatlarının en tatlı hatıraları ile dolacaktı. O zamanlar rüyalarında görseler inanmazlardı. Topluluğun önüne çıkıp hiç konuşmayan eşi, kitlelere seslenecekti. Her şeye Kâdirsin, verdiğin nimete sonsuz şükürler Allah’ım.

DEMEM ODUR Kİ;
“İşini değil, eşini bulan kazanmıştır” atasözünü yaşadım mutlulukla.
Yuvalar mutlu ve güçlü olursa ve dahi bir davaları olursa meyvesi de çok tatlı oluyor.
Yuvalarınıza sahip olun, sevgi ile güçlü kaleler haline getirin ve kimseye yıktırmayın.
Ve dahi kimsenin yuvasını yıkanlardan olmayın.